Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Gözün içindeki o emektar mercek zamanla eski esnekliğini kaybediyor, matlaşıyor falan. İşte tam bu aşamada devreye giren akıllı lens dediğimiz zımbırtı, aslında bir nevi kalıcı modifikasyon. Doktor ameliyatta gözün kendi dokusuna dokunmadan, sadece işlevini yitirmiş o doğal yapıyı temizleyip yerine yapay bir mercek yerleştiriyor. Öyle saatlerce süren, narkozla bayıltılıp günlerce hastanede yatılan bir durum da yok ortada yani.
Gittiniz, önlüğü giydiniz, sedyeye uzandınız. İlk iş gözü uyuşturmak tabii, ama iğneyle falan değil, direkt damlayla. Vallahi billahi acı falan hissetmiyorsunuz, sadece bir dokunma hissi, bir de yukarıdaki o parlak ışıklar... Doktor mikroskop altında çalışırken siz sadece sabit bir noktaya bakıyorsunuz, o kadar.
Fakoemülsifikasyon. İsmi havalı ama asıl olay ultrasonda bitiyor. Hani o kataraktlı, sertleşmiş mercek var ya, bu ultrason dalgalarıyla onu içeride ufak parçalara ayırıp tabiri caizse hüp diye çekiyorlar. Geride sadece merceğin kendi doğal zarı, yani bir nevi cebi kalıyor. Eğer o cep temizlenirken en ufak bir hata yapılırsa... Neyse ki teknoloji çok gelişti, her şey milimetrik hesaplanıyor artık.
O cebe yerleştirilecek olan mercek, ameliyattan önce cebinizden çıkan paraya ve göz yapınıza göre çoktan seçilmiş oluyor zaten. Akıllı denmesinin sebebi de çok odaklı olması; yani hem uzağı, hem yakayı, hem de o bilgisayar karşısındaki ara mesafeyi tek seferde netlemeyi hedefliyor. Katlanabilir bir yapısı var bu merceklerin, ufacık bir tünelden içeri rulo gibi ittiriliyor ve gözün içinde tık diye kendiliğinden açılıyor.
Dikiş mi? Yok abi ya, ne dikişi. Kesilen yer o kadar küçük ki, gözün kendi içi basıncı o deliği hemen kapatıyor, kendi kendine kaynıyor yani. Zaten operasyon dediğin taş çatlasın on beş yirmi dakika sürüyor, masadan kalkıp direkt evin yolunu tutabiliyorsunuz. Tabii ilk gün o göz kapalı kalacak, orası ayrı.
Ertesi gün o bant açıldığında dünya bir tık farklı gelebilir, renkler falan inanılmaz canlanıyor çünkü. Ama durun, hemen mucize beklemeyin; beynin ve göz kaslarının o yeni lense alışması, odağı oturtması birkaç haftayı, bazen birkaç ayı bulabiliyor. Bu süreçte damlaları saati saatine damlatmak, gözü asla ovalamamak hayati önem taşıyor, benden söylemesi.
Aslında bu ameliyat bir nevi katarakt tedavisinin modern bir yan ürünü gibi. Eskiden sadece gözü dumanlanan yaşlılara yapılırdı, şimdilerde ise gözlük taşımaktan illallah etmiş kırk beş elli yaş üstü herkes sıraya giriyor. Ama herkesin göz yapısı bu merceklere uygun olmayabilir, arkadaki sarı nokta veya sinirler sağlamsa ne ala...
Gittiniz, önlüğü giydiniz, sedyeye uzandınız. İlk iş gözü uyuşturmak tabii, ama iğneyle falan değil, direkt damlayla. Vallahi billahi acı falan hissetmiyorsunuz, sadece bir dokunma hissi, bir de yukarıdaki o parlak ışıklar... Doktor mikroskop altında çalışırken siz sadece sabit bir noktaya bakıyorsunuz, o kadar.
Fakoemülsifikasyon. İsmi havalı ama asıl olay ultrasonda bitiyor. Hani o kataraktlı, sertleşmiş mercek var ya, bu ultrason dalgalarıyla onu içeride ufak parçalara ayırıp tabiri caizse hüp diye çekiyorlar. Geride sadece merceğin kendi doğal zarı, yani bir nevi cebi kalıyor. Eğer o cep temizlenirken en ufak bir hata yapılırsa... Neyse ki teknoloji çok gelişti, her şey milimetrik hesaplanıyor artık.
O cebe yerleştirilecek olan mercek, ameliyattan önce cebinizden çıkan paraya ve göz yapınıza göre çoktan seçilmiş oluyor zaten. Akıllı denmesinin sebebi de çok odaklı olması; yani hem uzağı, hem yakayı, hem de o bilgisayar karşısındaki ara mesafeyi tek seferde netlemeyi hedefliyor. Katlanabilir bir yapısı var bu merceklerin, ufacık bir tünelden içeri rulo gibi ittiriliyor ve gözün içinde tık diye kendiliğinden açılıyor.
Dikiş mi? Yok abi ya, ne dikişi. Kesilen yer o kadar küçük ki, gözün kendi içi basıncı o deliği hemen kapatıyor, kendi kendine kaynıyor yani. Zaten operasyon dediğin taş çatlasın on beş yirmi dakika sürüyor, masadan kalkıp direkt evin yolunu tutabiliyorsunuz. Tabii ilk gün o göz kapalı kalacak, orası ayrı.
Ertesi gün o bant açıldığında dünya bir tık farklı gelebilir, renkler falan inanılmaz canlanıyor çünkü. Ama durun, hemen mucize beklemeyin; beynin ve göz kaslarının o yeni lense alışması, odağı oturtması birkaç haftayı, bazen birkaç ayı bulabiliyor. Bu süreçte damlaları saati saatine damlatmak, gözü asla ovalamamak hayati önem taşıyor, benden söylemesi.
Aslında bu ameliyat bir nevi katarakt tedavisinin modern bir yan ürünü gibi. Eskiden sadece gözü dumanlanan yaşlılara yapılırdı, şimdilerde ise gözlük taşımaktan illallah etmiş kırk beş elli yaş üstü herkes sıraya giriyor. Ama herkesin göz yapısı bu merceklere uygun olmayabilir, arkadaki sarı nokta veya sinirler sağlamsa ne ala...