Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Spor salonuna adımımızı attığımız ilk gün başladı o bitmek bilmeyen kavga, halada devam ediyor. Bir tarafta koşu bandında kan ter içinde saatlerini çürütenler, diğer tarafta dambılların altında damarları fırlayana kadar zorlananlar... Yıllardır aynı terane dönüp duruyor salonda, kardiyo mu yapalım yoksa ağırlık mı kaldıralım kardeş? Vallahi bıktık artık bu tartışmayı dinlemekten ama işin aslı öyle bildiğimiz gibi değil işte.
Koşu bandına çıkıp saatlerce yardırınca bütün yağların eriyip gideceğini sanıyoruz çoğu zaman. Yok öyle bir dünya abi ya, kendini heba ettiğinle kalırsın sadece. Kalbin güm güm atar, terden sırılsıklam olursun, eve gidip tartıya çıkınca biraz azalmış görürsün rakamı... Ama o giden yağ mı sanki, hepsi vücuttaki su ve kas! Aynı şeyi bin kere söyledik, sadece koşarak o hayal ettiğin fit vücuda kavuşman imkansız yani, imkanı yok.
Ağırlık alanına geçmeye korkan koca bir kitleyiz biz aslında. Şişip dev gibi olacağız sanıyoruz hemen, iki dambıl kaldırınca Arnold olacağız sanki... Yok vallahi öyle bir şey, keşke o kadar kolay olsa! Ağırlık kaldırdıkça metabolizma çıldırıyor, sen uyurken bile kaslar çalışmaya, kalori yakmaya devam ediyor. Bedenin şekle giriyor, duruşun değişiyor, kendine güvenin geliyor bir kere.
Yıllarca kandırdılar bizi "önce terleyip yağları eritin, sonra kas yaparsınız" diye... Tamamen zırvalık, başka bir şey değil. İkisini birbirine düşman etmekten vazgeçmedikçe bir arpa boyu yol alamayız. Ağırlığı kaldırıp kası inşa edeceksin ki, o kaslar senin yerini kardiyo gibi çalışıp yağları yaksın. Mantık bu kadar basit aslında ama biz zorlaştırmayı çok seviyoruz...
Peki ne yapacağız şimdi, kardiyoyu çöpe mi atacağız yani? Saçmalama, tabii ki hayır! Kalp sağlığı için, akciğerler açılsın, kondisyon tavan yapsın diye o koşu bantlarına, küreklere yine bineceğiz. Ama antrenmanın tüm yükünü kardiyoya yıkmak... Bence büyük saflık. Haftanın üç günü demirleri tartacaksın, antrenman sonuna da biraz hareket ekleyeceksin, bak gör o zaman nasıl değişiyor her şey.
Biraz mantıklı olalım artık, kendimizi salonda harap etmenin alemi yok. Hangisini daha çok seviyorsan ona ağırlık ver ama ötekini de asla teğet geçme. Kas yapmadan yağ yakmaya çalışmak, benzini olmayan arabayla gaza basmaya benziyor biraz... Bırakalım şu kulaktan dolma lafları da, girelim şu alt katın karanlık ağırlık alanına artık.
Koşu bandına çıkıp saatlerce yardırınca bütün yağların eriyip gideceğini sanıyoruz çoğu zaman. Yok öyle bir dünya abi ya, kendini heba ettiğinle kalırsın sadece. Kalbin güm güm atar, terden sırılsıklam olursun, eve gidip tartıya çıkınca biraz azalmış görürsün rakamı... Ama o giden yağ mı sanki, hepsi vücuttaki su ve kas! Aynı şeyi bin kere söyledik, sadece koşarak o hayal ettiğin fit vücuda kavuşman imkansız yani, imkanı yok.
Ağırlık alanına geçmeye korkan koca bir kitleyiz biz aslında. Şişip dev gibi olacağız sanıyoruz hemen, iki dambıl kaldırınca Arnold olacağız sanki... Yok vallahi öyle bir şey, keşke o kadar kolay olsa! Ağırlık kaldırdıkça metabolizma çıldırıyor, sen uyurken bile kaslar çalışmaya, kalori yakmaya devam ediyor. Bedenin şekle giriyor, duruşun değişiyor, kendine güvenin geliyor bir kere.
Yıllarca kandırdılar bizi "önce terleyip yağları eritin, sonra kas yaparsınız" diye... Tamamen zırvalık, başka bir şey değil. İkisini birbirine düşman etmekten vazgeçmedikçe bir arpa boyu yol alamayız. Ağırlığı kaldırıp kası inşa edeceksin ki, o kaslar senin yerini kardiyo gibi çalışıp yağları yaksın. Mantık bu kadar basit aslında ama biz zorlaştırmayı çok seviyoruz...
Peki ne yapacağız şimdi, kardiyoyu çöpe mi atacağız yani? Saçmalama, tabii ki hayır! Kalp sağlığı için, akciğerler açılsın, kondisyon tavan yapsın diye o koşu bantlarına, küreklere yine bineceğiz. Ama antrenmanın tüm yükünü kardiyoya yıkmak... Bence büyük saflık. Haftanın üç günü demirleri tartacaksın, antrenman sonuna da biraz hareket ekleyeceksin, bak gör o zaman nasıl değişiyor her şey.
Biraz mantıklı olalım artık, kendimizi salonda harap etmenin alemi yok. Hangisini daha çok seviyorsan ona ağırlık ver ama ötekini de asla teğet geçme. Kas yapmadan yağ yakmaya çalışmak, benzini olmayan arabayla gaza basmaya benziyor biraz... Bırakalım şu kulaktan dolma lafları da, girelim şu alt katın karanlık ağırlık alanına artık.