İnatçı çocukla nasıl iletişim kurulmalı?

İnatçı çocukla nasıl iletişim kurulmalı?

Hakan Ulu

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
427
Tepkime puanı
0
Hakan Ulu
Oksitosin salgılanmasını tetikleyen o yumuşak dokunuşların gücünü küçümseyen çok gazeteci gördüm ben meslek hayatımda, vallahi bak... Çocuk hırçınlaştığı an, limbik sistemdeki o ilkel "savaş ya da kaç" mekanizması devreye girer ve prefrontal korteks adeta kepenkleri indirir. O an çocuğa mantıklı açıklamalar yapmak, rüzgara karşı ıslık çalmaktan farksızdır. Önce otonom sinir sistemini yatıştırmak gerekiyor abi, yani kalp atışını ve kortizol seviyesini düşürmeden hangi iletişimi kuracaksınız ki? Göz hizasına inip sessizce beklemek, ayna nöronlar vasıtasıyla ona güvende olduğu sinyalini gönderir ve loblar arası köprüleri yeniden kurar.

Peki, sınır çizmek neden bu kadar zor geliyor bize bazen? Aslında çift bağlı mesajlar vermek, yani "istiyorsan yapma ama sen bilirsin" tarzı belirsiz komutlar, çocuğun bilişsel yükünü iki katına çıkarır. Netlik, o küçük yaştaki zihinler için adeta bir sığınaktır. "Şimdi montunu giyiyorsun çünkü dışarısı soğuk" demek yerine, "Kırmızı montu mu giymek istersin yoksa maviyi mi?" şeklinde kontrollü seçenekler sunmak... Seçim hakkı, çocuğun özerklik dürtüsünü doyururken, sizin belirlediğiniz çerçevenin dışına çıkmasını da engeller. Karar mekanizmasını ona devretmiş gibi görünerek aslında sınırı korumak bir sanattır.

Geri bildirim verirken kullandığımız dil, çocuğun benlik algısını şekillendiren en güçlü ham maddedir ve biz bunu bazen çok hoyratça kullanıyoruz. "Çok inatçısın" etiketi, tıp literatüründe "kendini gerçekleştiren kehanet" dediğimiz olguyu beslemekten başka işe yaramaz. Onun yerine spesifik davranışa odaklanıp, "Bu konuda kendi fikrinin olmasını takdir ediyorum ama şu an iş birliğine ihtiyacım var" demek... Davranışsal psikolojide olumlu pekiştirme prensibi, istenmeyen davranışı görmezden gelip, arzu edilen alternatif eylemi anında ödüllendirmeyi söyler. Bir nevi odağı kaydırma operasyonu yani...

Bazen de sadece susup aktif dinleme moduna geçmek gerekir, gerçekten ama gerçekten dinlemekten bahsediyorum... Çocuklar hissettikleri engellenmişlik duygusunu sözel olarak ifade edemediklerinde, bunu motor becerileriyle, yani vurarak, kırarak veya bağırarak dışa vururlar. "Şu an çok öfkelisin çünkü oyunun yarım kaldı, seni anlıyorum" cümlesi, onun amigdalasını sakinleştiren sihirli bir anestezidir. Duyguyu isimlendirmek, beyindeki o yoğun elektriksel aktiviteyi azaltır. Kendi hissinin yetişkin tarafından onaylandığını gören çocuk, savunma duvarlarını birer birer indirmeye başlar zaten.

Ebeveynin kendi duygu regülasyonu nerede başlıyor, nerede bitiyor dersiniz? Biz kendimizi sakinleştiremiyorsak, karşımızdaki o miniğin sakin kalmasını beklemek tam bir mantık hatası, vallahi billahi öyle... Ko-regülasyon dediğimiz süreç, yetişkinin sakinliğini çocuğa aktarması esasına dayanır. Derin bir nefes alıp, kendi öfke reseptörlerimizi bloke etmeden o kriz anını yönetemeyiz. Kendi çocukluğumuzdaki bastırılmış duyguların, onun inadıyla nasıl tetiklendiğini fark ettiğimiz an...
 
Geri