Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Aynanın karşısına geçip dudaklarına şöyle uzun uzun bakan kaç kişiyiz acaba, hele ki sabahları? İlk adım her zaman o koltuğa oturup doktorla baş başa vermekle başlıyor aslında. Nasıl bir hacim istediğini, tam olarak nereyi doldurmak istediğini anlatıyorsun, o da senin yüz hatlarına bakıp bir yol haritası çıkarıyor. Doğallık dediğin şey zaten bu ilk sohbet esnasında şekilleniyor, uzman gözü başka görüyor tabii...
Iğne lafını duyunca bile içi cız edenler var, bilmez miyim. Işte tam bu yüzden işlemden bir yarım saat kadar önce dudağa çok özel bir uyuşturucu krem sürülüyor. Bekliyorsun öyle sakince, krem tıkır tıkır işini yaparken dudakların hafif hafif uyuşmaya, hissizleşmeye başlıyor. Zaten krem iyice tesir etmeden o enjektör ele bile alınmaz, vallahi bak.
Dudak dolgusu dediğimiz şey öyle sanayi tipi maddelerden yapılmıyor, cildimizin zaten yakından tanıdığı hyaluronik asit bu. Vücutta zaten var olan bir yapı yani, yabancı bir şey değil. Su tutma kapasitesi o kadar yüksek ki, dokuya girdiği an orayı kendi evindeymiş gibi benimsiyor. Hani derler ya kendi öz maddemiz gibi diye, tam olarak öyle işte.
Uyuşma tamamlandıktan sonra doktor o minicik iğneleri ya da ucu küt kanülleri yavaşça devreye sokuyor. Dudağın çerçevesine mi girilecek, kıvrımına mı hacim verilecek, hepsinin milimetrik bir hesabı var. Bazen üst dudağın tam ortasındaki o kıvrıma ufak bir dokunuş yetiyor, bazen de alt dudağı biraz öne çıkarmak gerekiyor... Iğne ucu dokundukça insan hafif bir baskı hissediyor sadece, sızı desen değil, garip bir dolgunluk hissi.
Her enjeksiyonda madde öyle bütünüyle boca edilmiyor, gıdım gıdım veriliyor. Doktor jeli içeriye bıraktıkça parmak uçlarıyla dudağa hafif hafif şekil veriyor, yayıyor onu. Homojen dağılsın, sağda solda pürüz kalmasın diye. Tabii o an aynayı eline verip "bak bakalım nasıl gidiyoruz" dediklerinde heyecanlanmamak elde değil abi ya.
İşlem bitti mi, bitti sanıyorsun ama aslında her şey yeni başlıyor. İlk günlerde o hafif şişlik ve kızarıklık çok ama çok normal. Aynaya bakıp sakın paniğe kapılma, "ben ne yaptım" deme yani. Birkaç güne o ilk heyecanlı ödem dağılacak, dolgu dokuyla güzelce kaynaşacak.
Bir de şu ilk günlerin altın kuralları var ki, uymazsan bütün emek boşa gider valla. O gün çok sıcak çay çorba içmek yok, dudağı büzüştürmek yok. Pipet kullanmak bile yasak denir mesela, dudağı zorlamasın diye... Bırakacaksın, kendi halinde sakince dinlenecek o bölge.
İşte böyle adım adım, sakin sakin ilerleyen bir süreç bu aslında. Aşırıya kaçmadan, kendi doğal güzelliğini sadece biraz belirginleştirmek istediğinde... Sonuçta herkes günün sonunda aynaya baktığında yine kendini görmek istiyor, sadece biraz daha tazelenmiş olarak.
Iğne lafını duyunca bile içi cız edenler var, bilmez miyim. Işte tam bu yüzden işlemden bir yarım saat kadar önce dudağa çok özel bir uyuşturucu krem sürülüyor. Bekliyorsun öyle sakince, krem tıkır tıkır işini yaparken dudakların hafif hafif uyuşmaya, hissizleşmeye başlıyor. Zaten krem iyice tesir etmeden o enjektör ele bile alınmaz, vallahi bak.
Dudak dolgusu dediğimiz şey öyle sanayi tipi maddelerden yapılmıyor, cildimizin zaten yakından tanıdığı hyaluronik asit bu. Vücutta zaten var olan bir yapı yani, yabancı bir şey değil. Su tutma kapasitesi o kadar yüksek ki, dokuya girdiği an orayı kendi evindeymiş gibi benimsiyor. Hani derler ya kendi öz maddemiz gibi diye, tam olarak öyle işte.
Uyuşma tamamlandıktan sonra doktor o minicik iğneleri ya da ucu küt kanülleri yavaşça devreye sokuyor. Dudağın çerçevesine mi girilecek, kıvrımına mı hacim verilecek, hepsinin milimetrik bir hesabı var. Bazen üst dudağın tam ortasındaki o kıvrıma ufak bir dokunuş yetiyor, bazen de alt dudağı biraz öne çıkarmak gerekiyor... Iğne ucu dokundukça insan hafif bir baskı hissediyor sadece, sızı desen değil, garip bir dolgunluk hissi.
Her enjeksiyonda madde öyle bütünüyle boca edilmiyor, gıdım gıdım veriliyor. Doktor jeli içeriye bıraktıkça parmak uçlarıyla dudağa hafif hafif şekil veriyor, yayıyor onu. Homojen dağılsın, sağda solda pürüz kalmasın diye. Tabii o an aynayı eline verip "bak bakalım nasıl gidiyoruz" dediklerinde heyecanlanmamak elde değil abi ya.
İşlem bitti mi, bitti sanıyorsun ama aslında her şey yeni başlıyor. İlk günlerde o hafif şişlik ve kızarıklık çok ama çok normal. Aynaya bakıp sakın paniğe kapılma, "ben ne yaptım" deme yani. Birkaç güne o ilk heyecanlı ödem dağılacak, dolgu dokuyla güzelce kaynaşacak.
Bir de şu ilk günlerin altın kuralları var ki, uymazsan bütün emek boşa gider valla. O gün çok sıcak çay çorba içmek yok, dudağı büzüştürmek yok. Pipet kullanmak bile yasak denir mesela, dudağı zorlamasın diye... Bırakacaksın, kendi halinde sakince dinlenecek o bölge.
İşte böyle adım adım, sakin sakin ilerleyen bir süreç bu aslında. Aşırıya kaçmadan, kendi doğal güzelliğini sadece biraz belirginleştirmek istediğinde... Sonuçta herkes günün sonunda aynaya baktığında yine kendini görmek istiyor, sadece biraz daha tazelenmiş olarak.